Kalpleri Seferihisar’da kaldı

Anasayfa / Haberler / Kalpleri Seferihisar’da kaldı

Kalpleri Seferihisar’da kaldı
Kalpleri Seferihisar’da kaldı

Seferihisar Belediyesi Resmi Yayın Organı “Gazete Seferihisar’ın” Mart 2012 Sayısında ünlü televizyoncu Fatih Portakal röportajı yer aldı. Sakin Şehir’den Orkinos Balık Çiftliği’ne kadar birçok soruya cevap veren Portakal, en büyük tutkusu Sığacık’a bir gün yerleşmek istediğini söyledi. İşte çok konuşulan röportaj:

 

 

ÇALAR SAAT PROGRAMINA NASIL HAZIRLANIYORSUNUZ?

Yaptığımın işin saatleri genele göre ters. Herkes uyurken kalkıyorum,
çoğunluk çalışırken uyuyorum. Çalışma hayatımı böyle özetlemek mümkün.
Hafta içi ters yaşam başlıyor benim için. Sabaha karşı 4 gibi
kalkıyorum. Biraz zorluyor. Hele ki akşamdan yatış süresini biraz
geçirdim mi zor kalkıyorum. 5 gibi kanaldayım. “Bir saat 45 dakikada,
4 saatlik yayına nasıl hazırlanılır?” diye düşünebilirsiniz. Ekip iyi
olunca bir de yönlendirmesini iyi yapınca sorun olmuyor. İlk selamı
“06.45”te veriyorum. 10 buçuğa kadar program devam ediyor. Sonrası
biraz spor, biraz uyuma ve yine çalışma diye sürüyor. Akşam 9
olduğunda mutlaka yatağa girmek zorundayım. Ekrana erken kalkmanın
acısınıysa hafta sonları fazlasıyla çıkarıyorum. Uyuyabildiğim
kadarıyla uyuyorum.

 

 

 

İSTANBUL’DA YAŞAMAK?

Bu kentte yaşamak aslında bir ayrıcalık. Burası bir ülke gibi. Gün,
bir telaş ve koşuşturma ile geçiyor. Ayakta kalabilmek için çalışmak
zorundasınız. Tabi kimi yeterince para kazanıyor, kimi yeterinden
fazla, kimi de yeteceğinden daha az parayı evine götürüyor. Eğer bu
kentte yeterinden daha az bir para kazanıyorsanız ayakta kalırsınız
kalmasına, ama mutlu olmanız zor. Az bir para ile sadece yaşarsınız.
Elde edemediğiniz birçok şeye de imrenerek karşıdan bakarsınız. Çünkü
İstanbul’da görebileceğiniz, gezebileceğiniz, kendinizi
geliştirebileceğiniz çok imkan var. İstanbul, emsalleri gibi yaşayan
bir şehir. Her hafta bir etkinlik var. Bu etkinlikleri ya belediye
düzenliyor ya da şirketler. Bir bakıyorsunuz bir konser, bir sonra ki
hafta sergi. Örnekleri çoğaltmak çok fazla. Megakentin güzellikleri
kadar  estetik dışı çirkinlikleri de var. Boğaz’dan biraz içerilere
gittiğinizde “Burası da mı İstanbul?” diyeceğiniz yerler ve mekanlarla
karşılaşmanız mümkün. Yani ilçeler, semtler ve mahalleler arasında
tutarsızlık ve dengesizlik çok. Tıpkı, bu büyük kentte yaşayan 15
milyon insan gibi. Bir de trafiği unutmamak gerekiyor. O ayrı bir
çile. Ancak yapacak bir şey yok. Gülü az da olsa seviyorsanız dikenine
katlanmak zorundasınız. Ben şimdilik katlanıyorum ve mutluyum.

 

 

 

SIĞACIK’A OLAN TUTKUNUZUN NEDENİ?

Eşim Armağan ve benim Sığacık’la tanışmamız 2000’li yılların başına
kadar uzanıyor. Küçük bir site inşaatına iştirak etmemizle gördük ve
sevdik bu şirin yeri. Sonra da vazgeçilmez bir tutku oldu burası.
Hatta İzmir’de bulunduğum dönemde evimizi bile Sığacık’a taşımıştık.
22 ay burada yaşadık. Her gün Sığacık’tan İzmir’e çalışmaya
gidiyorduk, akşam olduğunda evimize dönüyorduk. Yorgunluk da
hissetmedik açıkcası. Güzel bir yaşamdı. Hafta sonları özellikle ya
evimizde ya da restoranlardan birine giderdik. Hafta içinin
yorgunluğunu “rakı-balık ya da şarap”la atmanın keyfini çıkarttık,
temiz havanın, sessizliğin dayanılmaz mutluluğunu yaşadık. “Bir gün
mutlaka yine Sığacık” diyorum zaten… Tutkulardan kolay kolay
vazgeçilmiyor. Sığacık da hayatımdaki o tutkulardan biri.

 

 

SİZİN DE GELİP EYLEME KATILDIĞINIZ ORKİNOS DAVASINI SEFERİHİSAR
KAZANDI. BU KONUDA DÜŞÜNCELERİNİZ?

Türkiye’de o kadar “yaptım oldu” mantığıyla yapılan işler var ki,
Seferihisar’ın kazandığı başarı bu yüzden çok önemli. Seferihisar,
güce ya da hukuksuzluğa teslim olmadı. Başkan Tunç Soyer’in canım
koylar için verdiği emeği ve mücadeleyi göz ardı etmemek gerekiyor. Ya
“Başkan” kafasında biri olmasaydı, ya da “Bu insanlarla nasıl mücadele
edebiliriz?” diyen pısırık bir yönetici olsaydı!!! Böyle bir durum hem
Sığacık’ın, hem de Seferihisar’ın bitmesi olurdu. Tek kelimeyle “HELAL
OLSUN”. Ama uyanık olmak gerekiyor. Para hırsı, çevreyi bu hırsla yok
etme zihniyeti, hukuk kurallarının esnek olabileceği veya farklı
yorumlanacağı gerçeğini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Nefret
ediyorum bu cümleden ancak söylemeden de edemiyorum. Burası Türkiye,
burada her şey olabilir. Ve hiçbir şeye de şaşırmam.

 

CİTTASLOW (SAKİN ŞEHİR) OLMASININ SEFERİHİSAR’A ETKİSİ NASIL OLDU?

Bakın bu da büyük bir başarı. Kimileri, “Ya olsa ne olur olmasa ne
olur?” diyebilir. Eğer böyle diyenler varsa ki vardır, onların aslında
kültür seviyesizliğini ve vizyonsuzluğunu ortaya koyuyor bu
cümle.”Sakin Şehir” kimliği bir ilk. Ve her zaman ilkleri yapanlar
hatırlanır. Burada önemli olan bu sıfatı almakla birlikte bunun
uygulanırlığını ve devamlılığını göstermek yani “Sakin Şehir”in
hakkını vermek. Bu da başarılırsa Seferihisar’ı ve Sığacık’ı kimse
tutamaz. Tek tehlike, gözbebeği olan ilçemizi önümüzdeki yıllarda
olabilecek aşırı yoğunluğa feda etmemek.

 

İSTANBUL’DAN SAKİN ŞEHİR’E BAKIŞ NASIL?

 

Kazanılan bu sıfat burada da çok yankı buldu. İstanbul en
koşuşturmalı, en gürültülü şehir. Onun karşında böyle de yerler var
diyebileceğimiz minik bir kasaba; Seferihisar. Birçok televizyon
kanalı bunu haber yaptı. Birçok gazetede Seferihisar’ın haberini
okudum. Köşe yazarları tarafından da değerlendirildi. Biz de Çalar
Saat’te Başkan Soyer’i ağırlamıştık. Parayla yapamayacağız bir reklam.
Bugün sokaktaki insana “Seferihisar” deseniz, çoğunluğun bir fikri var
artık. İşte vizyon dediğimiz olay bu. Para harcanmadan da bazı şeyler
yapılabiliyor.

 

GÜNÜN BİRİNDE SIĞACIK’A YERLEŞECEK MİSİNİZ?


Gelecek planlamam da var. Ancak normal şartlar altında daha
İstanbul’da yapacağım şeyler, atacağım adımlar olduğunu düşünüyorum.
Neticede evim orada, sevdiğim, tanıdığım arkadaşlarım da var. Eee
bozulmadığı takdirde huzurlu bir yer de… İnsan daha ne ister?
İnşallah mutlaka bir gün ayrıldığımız Sığacık’a Armağan’la birlikte
döneceğiz diye umuyorum. Bir gün….